İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Tarih

İstanbul’un işgal günlerine tanıklık eden mekânlar


+ - 0

13 Kasım 1918 yılında fiilen başlayan İstanbul işgali, tam 5 yıl sürmüştü. İşgal süresince bir karabulut gibi İstanbul’un üzerine çöken Fransız ve İngilizler, birçok özel ve önemli yapıya el koydu.

Hamamı mahkeme, camiyi ahır, oteli kışla olarak kullanmak üzere birçok tarihi dokumuzu işgal edip kendi amaçları için kullandılar.

İşte işgal süresince el koyulmuş önemli  tarihi yapılarımız…

(Bugün İÜ Kampüsü olan harbiye Nezareti)

HARBİYE NAZIRLIĞI (TELGRAFHANE)

Osmanlı Harbiye Nazırlığı, en stratejik konumdaydı ve işgal kuvvetlerinin birinci hedefindeydi.

Harbiye Nazırlığı, İngiliz askerleri tarafından işgal edildi. Önce dışarıda makineli tüfekler kuruldu. Ardından nöbetçi kulübeleri ele geçirildi. Daha sonra içeriye işgal kuvvetleri girdiler. Kolay ve sorunsuz bir şekilde binayı ele geçirmiş oldular.

İşgal kuvvetleri; Milletvekillerinin ve bazı politikacıların tevkif edilmesi, bütün haberleşme araçlarının, yani posta, telgraf düzeninin ele geçirilip denetlenmesi, Harbiye Nezareti’nin resmen işgal edilip bütün yazışma ve emirlerin sansürden geçirilmesi, İstanbul Hükümeti’nin Anadolu’daki Mustafa Kemal Paşa ve milliyetçi liderlerle derhal ilişkisini kesmesini bildiriyorlardı.

ŞEHZADEBAŞI KARAKOLU

İşgal kuvvetleri, önce Dolmabahçe’den ve Sirkeci’den gemilerden asker çıkardılar. Hemen önemli telgrafhaneler, askeri lokasyonlar, Bahriye Nazırlığı, Harbiye Nazırlığı, jandarma okulu, askerlerin yoğunlukta bulunduğu yerleri ele geçirdiler. Bunlardan en önemlisi ‘Şehzadebaşı Karakolu’ idi.

İstanbul’un Fatih semtindeki Şehzadebaşi Karakolu’nun sabah 05.45 sıralarında İngiliz askerleri tarafından basılarak Türk askerlerinin şehit edilmesinden, Anadolu’daki kurtuluş hareketinin temsilcileri, Manastırlı Hamdi’nin telgrafıyla haberdar oluyordu:

“Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne özeldir.

Bu sabah Şehzadebaşı’ndaki mızıka karakolunu İngilizler bastı. Oradaki askerlerle çarpışarak. Neticede şimdi İstanbul’u işgal altina alıyorlar bilgi için arz olunur.”

Bu, 16 Mart 1920’de İstanbul’da başlayan işgalin, en kanlı yaşandığı yer.

Kuşatma Şehzadebaşı civarında başlamış; ama asıl hareketlilik Harbiye Nezareti civarına yayılmıştı. Sırtlarında mitralyöz, onlarca katır ve 200 kadar İngiliz askeri Harbiye Nezareti etrafını sarmıştı ve Harbiye Nazırı Fevzi Paşa o sırada makamında bulunuyordu. Sabah saat 10.00 civarında Fevzi Paşa direnişin anlamsız olacağına karar vererek Osmanlı Devleti Harbiye Nazırlığı’nı İngiliz kuvvetlerine teslim etmeyi kabul etti.

Harbiye Nazırlığı’nın kapısı açıldı ve İngiliz askerleri Rumlarla Ermenilerden oluşan geniş bir kalabalığın tezahüratları arasında binaya girdi. Fevzi Paşa’nın makam odasına kadar giren İngiliz askerleri namlularını Fevzi Paşa’ya doğrultmaktan çekinmedi. Artık bir makamı dahi olmayan Fevzi Paşa, Bab-ı Ali’ye gitmek üzere Harbiye Nezareti’nden ayrıldı.

(16 Mart Şehitliği)

16 MART ŞEHİTLİĞİ

İngilizler aslında 16 Mart sabahı bu tümenin komutanı Kemalettin Sami Bey’i tutuklamak için baskın yaptılar. Sami Bey milli mücadele için çalışan grubun içerisinde olduğu için hedefti. Ancak bu baskında kendisi olmadığı için yakalanmadı. Sami Bey, 1934 yılında vefat etmeden önce bu baskında ölen askerlerinin yanına defnedilmeyi vasiyet edecekti.

(16 Mart şehitliği bugün)

Şehzadebaşı karakolunda, İngilizlerin şehit ettiği askerlerimiz, ertesi gün büyük bir katılımla, defnolundular ve onların mezarları daha sonra 1947 yılında, Edirnekapı Şehitliği’ne getirildiler ve burada ebedi istirahatlerine tevdi edildiler. 1934 yılında Kemalettin Bey vefat etiğinde de şehit olan askerlerinin yanina tevdi edildi. Bunu da millli hafizamizin unutmaması gerektiğini ifade edelim.

(Günümüzde Ağa Camii)

AĞA CAMİİ

İşgal yıllarındaki İstanbul birçok şairimizi hüzne boğmuştu. Bu hüznü derinlerinde hissedenlerden biri de dönemin genç şairlerinden olan Nazım Hikmet’ti. Nazım Hikmet, İstanbul’un içinde bulunduğu halin de etkisiyle, Ağa Camiindeki düşman bayraklarının, camiiyi gölgelediğini,  gördükten sonra,  aşağıdaki dizeleri kaleme alacaktı…

“Havsalam almıyordu bu hazin hali önce
Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
Allah’ımın ismini daha çok candan andım…”

(İstanbul’un işgali sırasında Galata kulesi)

GALATA KULESİ

İstanbul’un işgal edildiği yıllarda Galata Kulesi İngilizler tarafından gözetleme kulesi olarak kullanılmıştı. İngiliz bayrağının dalgalandığı kulede o yıllarda çatı yoktu. Kademeli çatı üzerinde bir baraka duruyordu. Bu baraka, İngiliz askerleri tarafından kenti gözetleme amacıyla kullanılıyordu.

 

TAKSİM MEYDANI

Taksim Meydanı, Talimhane Meydanı ile birlikte işgalcilerin bandolu yürüyüşlerini, törenlerini yaptığı, futboldan poloya maç oynadıkları bir meydan olarak kullanıldı. Şu an Cumhuriyet Anıtı’nın bulunduğu yerde işgal güçlerinin tankları nöbet bekliyordu ve meydanda görünen her yer tanklarla çevriliydi.

Özellikle işgalci güçlerin oluşturduğu takımlarla Osmanlı takımları sürekli futbol maçları yapıyordu. Hatta bir seferinde Fenerbahçe işgal kuvvetleri takımını Taksim’de 2-1 yenerek Harrington Kupası’nı kazandı.

İSTİKLAL CADDESİ

 

 

(Pera Palas otel)

(Günümüzde Pera Palas otel)

PERA PALAS OTEL

İşgalciler, Taksim’in gözdesi olan bu oteli de kullanıyorlardı. İstanbul’un işgal günlerinde, Atatürk’ün Pera Palace Otel’e yaptığı bir ziyaret sırasında işgal komutanlarından bazıları da orada bulunmaktaydı. Salondan içeri giren Atatürk’ü fark eden komutanlar, onu masalarına davet etmek istediler. Mustafa Kemal Atatürk ise bu istek üzerine şu unutulmaz cümleleri kurdu: “Her ne kadar şu anda İstanbul’un sahibi onlar gibi görünse de yakında gidecekler. Bu nedenle kendileri burada misafirdir. Bizde de misafirler ağırlanır. O yüzden arzu ederlerse onlar benim masama buyurabilirler!”

(Kroecker oteli)

(Günümüzde Beyoğlu Öğretmen evi)

KROECKER OTELİ

Şimdilerde bir bölümü Beyoğlu Öğretmenevi olarak bir bölümü de Akşam Sanat Okulu olarak kullanılan bina işgal döneminde Grand Hotel Kroeger adıyla hizmet veriyordu. İngilizler Hotel Kroeger’i işgal edip, İngiliz polisinin ve istihbaratının genel merkezi yapmıştı. Otelin birçok odası ve özellikle bodrum katı, Kuva-yı Milliye direnişçilerinin işkence gördüğü yer oldu.

 

(Reşadiye Camii)

REŞADİYE CAMİSİ

 

Bakırköy’de bulunan Reşadiye Kışlası’nın içerisinde bulunan Reşadiye Camisi, işgal yıllarında Fransızlar tarafından ahır olarak kullanıldı. Bu durum İslam dünyasını derinden yaralamıştır. Kışla şimdilerde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi olarak kullanılıyor. Reşadiye Camisi ise Akıl Hastanesi Cami olarak ibadethaneliğini sürdürüyor.

 

KUVAY-I MİLLİYECİLER HAPİSHANESİ, SULTANAHMET CEZAEVİ

Şimdilerde Four Seasons Hotel’i olarak hizmet veren bu tarihi bina zamanında işgalcilerin işgale karşı direniş gösteren Kuva-yı Milliyecilerin hapis edildiği Sultanahmet Cezaevi’ydi. Ayrıca bu ceza evine Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Kemal Tahir, Necip Fazıl, Çetin Altan, Orhan Kemal, Vedat Türkali gibi çok önemli isimlerin de zamanında yolu düştü.

İstanbul’u işgal ettikten sonra Fransızlar birçok önemli yerdeki binaları da işgal etti. Bunlardan teki şimdilerde Legacy Ottaman adıyla hizmet veren 5 yıldızlı lüks bir otel. Daha o yıllarda yarı inşaat halinde bulunan bu bina Fransızların işgal süresince kışlası oldu.

SUBAY OKULU

Zamanında birçok farklı alanda hizmet veren ve şu aralar Çocuk Mahkemesi olarak kullanılan Osmanlı Devleti’nin Soğuksu Rüştüyesi, subay okuluydu. Sirkeci’de bulunan bu karargah İstanbul’un işgali sırasında Fransızlar’ın eline geçti. Bu Sirkeci Karargahı binası Fransızlar’ın en önemli iki üssünden biri olmuştur.

(Haseki Hürrem Sultan hamamı)

HASEKİ HÜRREM SULTAN HAMAMI

Hürrem Sultan’ın Mimar Sinan’a özel olarak 1556 yılında yaptırdığı Haseki Hürrem Sultan Hamamı, İstanbul’un işgalinde Fransızların mahkeme salonuydu. Bu mahkemede direniş gösteren Kuva-yı Milliyeciler yargılandı

 

 

İNGİLİZ KARAKOLU

Galata, işgal yıllarında tam bir İngiliz üssüydü. 1904 yılında inşa edilen İngiliz Karakolu ise işgal yıllarında İngiliz istihbaratının önemli merkezlerindendi.

 

 

 

 

Yorum Yap